Bir kişi ve onun evi, bir semtin, Türkiye’nin en ünlü mezarlıklarından birinin adını nasıl değiştirir? Şimdi, ilgililerinin ‘Aşiyan Müzesi’ olarak bildiği ‘Tevfik Fikret Evi’ hakkında -daha önce okumalar yaptıysanız bile- çok farklı bir yazı okuyacaksınız.
Çünkü bir sabah yürüyüşünden “Şu müzeyi de gezsem” dedim, çok etkilendim ve ardından yaklaşık 7-8 saat boyunca hakkında eski gazete, bilgi-belge okudum! Buyrunuz…
AKSARAY’DAN RUMELİHİSARI’NA
Her şey Tevfik Fikret’in öğretmenlik yaptığı Robert Kolej’in (Boğaziçi Üniversitesi) ön tarafındaki araziye hayranlığıyla başlıyor.
Aksaray’da oturduğu -babasına ait- konağı pek de sevmeyen, Rumelihisarı’nda (pek çok kaynakta kayınbabasının olduğu belirtilen) bir yalıda oturan Tevfik Fikret, sık sık bu arazide soluklanıyor. (Rumelihisar İskelesi’nin bitişiğindeki bu yalıda Abdülhak Şinasi Hisar ve kardeşi Selim Nüzhet’e burada Türkçe dersleri verirmiş. Sonra bu yalıyı da bulursam diye kendime not:)
O NOKTAYA HAYRANDI, EVİNİ KENDİSİ ÇİZDİ
“Bir müddet Aksaray’da oturduk. Sonra Rumelihisarı’na taşındık. O zaman daha Âşiyan yapılmamıştı. 1906’da yapıldı. Akşam üstleri buraya Âşiyan’ın kurulduğu yere çıkar otururduk. Fikret bu tepeyi çok beğenir, ‘İstanbul’un en güzel yeri’ derdi, ‘Mümkün olsa buraya bir Âşiyan kursam’. Ve nihayet 1906’ta yaptı. Planlarını baştan aşağı kendisi çizdi. Zaten hayatta en büyük zevki ev planı çizmekti. Âşiyan’ın planı üstünde kendisile epice münakaşa ettik. Nihayet bu şekle karar verdik. Evet en küçük girintisine, çıkıntısına kadar o yaptı” diyor şairin eşi Nazime Fikret. (Mor pelerinli-çarşaflı resmi eşi Tevfik Bey’in elinden çıkma)
AŞİYAN, KUŞ YUVASI
Çocukluğundan beri o bölgeyi ‘Aşiyan’ bilen, baharda Aşiyan Mezarlığı’nda saatler geçiren, yazın oradan denize giren (favori yerim) benim gibi biri için 1930’ların gazetelerini okumak çok garip.
Çünkü o dönem ‘Âşiyan’ demek, Tevfik Fikret ve Tevfik Fikret Evi demek; başka hiçbir şey değil!
Âşiyan aşağı Âşiyan yukarı… Âşiyan yani bir ev kendi başına bir karakter gibi.
Peki ‘Âşiyan’ ne demek?
Farsça. “Kuş yuvası; ev, oturulan yer, mesken” anlamlarına geliyor. İsim, kuş bakışı İstanbul’un şahane bir açıdan izleyen, Fikret’in kendisi için güvenli bir inziva mekanı olarak gördüğü, her köşesini planladığı bir yuva için biçilmiş kaftan gibi…
(Nurullah Ataç, Fikret’in, evine Aşiyan adını koymasına içerler, “Aşiyan, yani yuva… Kuşların yuvası olur, insanların değil” dermiş.)
AŞİYAN MEZARLIĞI ASLINDA ‘KAYALAR MEZARLIĞI’
1900’lerin başı… O zaman semt o isimle anılmıyor. Garip bir satır arasından keşfedip sonra kontrollerini yaptım ki, o dönem mezarlığın adı da Kayalar Mezarlığı.
Peki niye Kayalar?
Hisar’ın arka sırtlarına o dönem ‘Kayalar’ deniyor, bu isim de Fatih Sultan Mehmet’in, Rumelihisarı’nı inşa ederken kullandığı ocaktan geliyor.
Bu bölgeyi de Robert Kolej kurulurken, daha önce kütüphanesiyle burada bahsi geçen Ahmet Vefik Paşa, -1861’de- Amerikalılar’a satıyor.
Peki Tevfik Fikret, Aksaray’daki evini satarak aldığı araziyi kimden, nasıl almış bunu bilmiyorum. Paşa, 1891’de ölmüştü, o ya da varisleri mi sattı? Kolej’den mi aldı?
Bir iki kaynakta hocaları olan Tevfik Fikret’e Amerikalıların araziyi verdiği yazıyor ama buna ihtimal vermedim, buna dair kanıt da bulamadım.
Bu arada mezarlık ta denize kadar o dönem; yol yapılırken 3-4 ya da 4-5 sıra mezar yeri ‘gidiyor’.
Neyse…
ATATÜRK’Ü DE ETKİLEYEN BİR KARAKTER
Tevfik Fikret’in geçmişinden yaptıklarından ve yazdıklarından bahsetmeyeceğim. Ama Mustafa Kemal Atatürk’ün de “İnkılâp ruhunu ondan aldım” dediği Fikret enteresan bir insan.
24 Aralık doğumlular öyledir belki!!!:)))
Kendisi şair, ressam, şöhretli bir öğretmen ve muhalif (Galatasaray Lisesi’ndeki müdürlüğü, öğretmenliği de meşhur). Ama aynı zamanda evini kendi çizip planlayacak, inşaatında çalışacak, bahçedeki taştan oyulmuş mobilyaları yapacak yapıda bir insan. Mobilyalarını tek tek seçiyor, kalemişi tavan süslerini kendi tasarlıyor… Ayrıca kadınların toplu mekanlardaki temsilini çok önemseyen Fikret, kendi kıyafetlerini ve eşinin çarşaflarını da tasarlıyor.
Hayran olduğu Lev Tolstoy’un gömleklerinden esinle siyah kadifeden gömlekler tasarlıyor kendine… Onun eşi için tasarladığı, arkasındaki iğne açılınca döpiyes görünümü alan çarşaf kadınlar arasında kısa sürede moda oluyor… Hatta ölüm döşeğindeyken bile omuzdan bağlı çarşaf tasarımı yaptığı, evinin yokuşunu terzinin aşındırdığı eski gazete metinlerinde mevcut.
Afet İnan’a kostüm tasarlayan, şıklığıyla tanınan Atatürk’ün Tevfik Fikret’i sevme nedeni bir değil, iki değil sanki…
SOKRATES PENCERESİ
Eve dönersek… Ev manzarasıyla, ince ince işlenmiş doğayla sarmaş dolaş bahçesiyle, mobilyaları, şöminesi, Tevfik Fikret’in ‘Sokrates’ ismini verdiği Boğaz’a bakan mutfak penceresi (etrafında taştan bir çerçeve olan yere bitişik pencere), duvarda asılı tabloları, çalışma odasından Robert Kolej’e doğru bir kapıdan açılan köprüsü, kısacası her şeyiyle bir ‘karakter’.
Zamane gazetelerinde çok ayrıntılı tasvirleri de yapılmış. Sitede kupürlerden okuyabilirsiniz.
Burası Tevfik Fikret’in şiirlerini yazıp (Halûk’un Defteri, Şermin gibi son kitaplarını burada hazırlayıp yayımlatmış) resimlerini yaptığı ev, bazı edebiyat-düşünce toplantıları için de zaman zaman merkez oluyor.
Midhat Cemal Kuntay’ın 1945 yılındaki bir yazısının başlığı “Ölümünden 2 yıl önce Aşiyan Şairile Nasıl Görüştüm?” mesela (o zamanlar ile y’siz birleşiyormuş, tüm metinlerden anladığım). (Abdülhak Şinasi görüştürmüş onları). Demek istediğim, Aşiyan, Tevfik Fikret’in ailesinden biri gibi, bir karakter sanki…
19 SAYISI VE TEVFİK FİKRET
Tevfik Fikret, Abdülhamid’in tahta çıkma günü 19 Ağustos olduğu için 19 sayısını sevmiyor. (Abdülhamid’in tahta çıkışının birinci yıl dönümünde ‘Şehriayin’ adlı eleştirel şiirini yazıyor.)
Ne tesadüftür ki, 19 Ağustos, 1915’te, 48 yaşında öldüğü gün.
Ve Âşiyan’ın kapı numarası 19.
Tevfik Fikret çok sevdiği evinde sadece 9 yıl yaşayabiliyor. 1905 yılında yapımı başlayan 3 katlı, havuzlu bir bahçesi de olan ev 1906 yılında bitiyor. Tarih. Evin üzerinde de yazıyor.
Fikret’in ölümünün ardından, şairin “Bahçemde gömülmek istiyorum” vasiyetine rağmen Eyüp’e gömülüyor.
Evi ise hep gözde… Her yıl anmalar yapılıyor. Şairin üçüncü yıl dönümündeki anmaya Mustafa Kemal de katılıp, anı defterini imzalıyor (Mustafa Kemal, o dönem Tuğgeneral, Filistin’deki 7. Ordu’nun komutanlığında).
MADDİ ZORLUKLAR, KİRA, EŞYA SATIŞLARI
Ancak Nazime Hanım, eşinin ölümünden sonra maddi olarak zor günler geçiriyor. Oğulları Halûk Fikret, Amerika’da (oradaki olaylar da başka. Mesela…). (Fotoğrafta Tevfik Fikret, oğlu Haluk, Hüseyin Cahit Yalçın ve Mehmet Rauf ile birlikte)
Nazime Hanım çareyi bazı odaları, Robert Kolej öğrencilerine kiraya vermekte buluyor. Bu da yetmeyince eşinin bazı eşyalarını satmak zorunda kalıyor.
Servet-i Fünun Gazetesi’nde Kedi Pençesi başlığı ile tam sayfa isimsiz yazılar yazan biri, 20 Ağustos 1931 tarihli köşesine ‘Dağılan Âşiyan için’ başlığını koymuş. İçinde ilginç bilgiler ve -evin müze yapılması gibi- güzel çağrılar var. Selim Sırrı’nın (Tarcan) şairin heykelinin yapılmasını talep ettiği yazılmış.
“Kiracıdan kiracıya kim bilir ne halde olan evin” eşyalarının da mezatlara düştüğü Mehmed Fuat Bey’in (sanırım bu Mehmet Fuat Köprülü), şairin yazı masasını tesadüfen bir dükkanda görüp tanıyarak satın aldığı ve kurtardığı yazılıyor.
‘ROBERT KOLEJ MÜSTAHDEMLERİ OLMASA YANMIŞTI’
Ev başka badireler de atlatıyor belli ki. 1932 yılında (eylül) bir haber buldum; Nazime Hanım, “yangının çamaşırhanedeki ocaktan’ çıktığını ve Robert Kolej çalışanlarının müdahalasi olmasa evin yanmış olacağını söylüyor, itfaiye gelmemiş.
Sonrasında yıllarca böyle yazılar yazılsa da ne zaman ki Nazime Hanım, maddi açıdan iyice zorda kalıp evi satışa çıkarınca Robert Kolej eve talip oluyor, “Amerikalılar Tevfik Fikret’in evini satın alacak” paniği hızlı hareket edilmesi sonucunu da doğuruyor.
HASAN ALİ YÜCEL GİDİŞATI DEĞİŞTİRİYOR
Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel ve İstanbul Valisi Lütfi Kırdar’ın özel ilgisiyle ev 1940’ta İstanbul Belediyesi tarafından satın alınıyor. Ve 1945 yılında, şairin 30’uncu ölüm yıldönümünde ‘Edebiyat-ı Cedide Müzesi’ adıyla açılıyor.
Okuduklarından ‘hissettiğim’, evin, şairin öncü olduğu edebiyat akımına dahil olmuş başka yazarlarla anıldığı bir müze olmasının bir nedeni de, Tevfik Fikret’in odaları dolduracak kadar eski eşyasının geri toplanamaması.
Buna karşın bugün Aşiyan Müzesi olarak ücretsiz gezilebilen mekanda, hâlâ şairin eşyaları var.
1959’da Şair Nigar Hanım’ın eşyaları, kitapları ve arşivi de müzeye getirilerek koleksiyon zenginleştirilmiş.
KİMLER, NELER VAR
İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü sayfasından alıntılayayım:
“Bahçe içerisinde ahşap 3 katlı olan Aşiyan Müzesi’nin zemin katı bugün idari işler için kullanılmaktadır. Birinci katta Edebiyat-ı Cedidecilerin fotoğraf, kitap ve özel eşyalarının sergilendiği Edebiyat-ı Cedide Odası, Abdülhak Hamit’e ait kişisel eşyalar, tablolar, fotoğraflar, çalışma masası ve koltukların bulunduğu Abdülhak Hamit Salonu, kadın şairlerimizden Nigar Hanım’a ait kitaplar, fotoğraf, resimler, şahsi arşiv ve eşyalarının sergilendiği Şair Nigar Hanım Odası bulunmaktadır. Tevfik Fikret’e ayrılmış olan ikinci katta; şairin yatak odası ve çalışma odası yer almaktadır. Şairin yaşadığı yıllarda yatak odası olarak kullandığı odada; şahsi eşyaları, vefat ettiği yatak ve Mihri Hanım tarafından şairin yüzünden alınan maskın kopyası gibi objeler sergilenmektedir. Çalışma odası olarak kullandığı odada ise; çalışma masası ve koltuğu, kendisi tarafından yapılan resim çalışmaları, tablolar bulunmaktadır”.
(1945 yılı tarihli Akşam gazetesinde bulduğum bir minik habere göre heykeltraş Hüseyin Anka (Özkan) tarafından Tevfik Fikret’in bir büstü yapılıyor. Müzenin girişindeki büst de onun olmalı diye düşündüm, bir kaynakla onaylayamasam da…)
UĞURLUGİLLER DİZİSİNİN SETİ OLMUŞ!
Ve artık mezarı da orada. 1961 yılında, yaş gününde (24 Aralık) şairin naaşı, Eyüp’te aile kabrinden alınıp vasiyetinde istediği üzerine evinin bahçesine nakledilmiş.
Ev müze oluyor, mezarı taşınıyor. Ama ilgisizlik azalmış değil.
Refik Durbaş, (tarihini bulamadım ama 1988-91 yılları arasında olmalı) arasında bir yazı yazmış; başlığı “Müze mi, TV seti mi, virane mi?”
Durbaş kızgın; müze evin halinin içler acısı olduğunu, mavi bir leğene tavandan damlayan suyu, Aldülhak Hamit’in eşyalarının bir kenara toplandığını ve buranın ‘Uğurlugiller’ dizisinin seti haline geldiğini anlatıyor. Özetle “‘Yuva’yı bu hale getirmek için mi, uğranmayan bir müze haline getirdiniz?” diye soruyor. (Bu arada Durbaş da artık Aşiyan Merzarlığı’nda yatıyor).
Uğurlugiller’i duyunca çok şaşırdım.
Youtube’dan bazı eski bölümleri bulup izledim. Yok benim izlediğim bölümlerde başka bir ev, köşk var. Eminim.
Ama Refik Bey, yanlış yazmış olamaz…
Sonra bir dergi röportajı buldum; Yıldız Kenter ile Şükran Güngör, Tevfik Fikret Müzesi’ndeki setlerinde TV’de 7 Gün Dergisi’ne röportaj vermişler, arkada da Göksu’ya bakan muhteşem manzara… Vay canına!
O YOKUŞLAR NASIL TIRMANILMIŞ?
Neyse o günden bu yana…
2010’da ev kapsamlı bir restorasyonlar geçirilip 2012 yılında yeni haliyle açılmış.
Aşiyan, salondaki kalem işlerinden duvar kağıdına kadar ilk inşa edildiği yıllardaki görüntüsüne kavuşturulmaya çalışılmış. (Eski dönem fotoğraflara bakınca eşyaların yerinden duvarlara pek çok şeyin yer, sergi şekli vs. değiştirildiği görülebiliyor).
Müzeye, Aşiyan Mezarlığı yanındaki dik yokuştan hatta yokuşlardan tırmanarak, “Zamanında her gün nasıl bu yokuşlar tırmanılmış” hayal bile edemeyerek kan ter içinde ulaşıyorsunuz.
Manzarayı-evi, sonra yeniden manzarayı-evi-bahçeyi, bitkileri, havuzu, evini içini görünce tüm yorgunluğunuz bitiyor.
GÖREVLİLER ŞAHANE
Müzede üç görevli vardı, üçü de çok ilgili ve bilgi veren insanlardı. Nedense müzenini sitesi kapalıymış. İçerde fotoğraf çekmek yasak. Müzenin uygulamasını indirip odaları gezerken ayrıntılı dinleme yapabiliyor, okuyabiliyorsunuz. Salonda görevli beyfendi şahane İstanbul Türkçesi ve nezaketiyle insanı etkiliyor. Valla ben onun hatrına içeride fotoğraf çekmedim.
Bir tek Tevfik Fikret’in vefat ettiği yatak odasının muhteşem manzaralı penceresinden fotoğrafa izin var.
O KÖPRÜ VE ‘SİS’
Yemek odası, mutfak, üst kat banyonun tavandan ışık alan minik penceresi, çalışma odasının tepeden ışık alan pencereleri, o oda ve odadan okula açılan köprü özellikle etkileyici. Şair, ‘Hürriyet yolunda’ altbaşlığını taşıyan ‘İzler’ şiirini bu yolun verdiği esinle yazılmış.
Tevfik Fikret’in -Yahya Kemal ile kapışmalarına neden olan- ‘Sis’ şiirinden esinlenerek Şehzade Abdülmecit’in yaptığı tablo da burada… Hemen girişte ve çok etkileyici. Görevlinin anlatımıyla daha da etkileyici.
AŞİYAN ASLINDA TEVFİK FİKRET İMİŞ!
Şu hissimi paylaşayım…
Eviyle koca bir semte, pek çok tanınmış kişinin mezarının olduğu Aşiyan Mezarlığı’na, Orhan Veli’nin heykelinin de olduğu parka adını vermesine rağmen bugün müzenin adında bile adı geçmediğinden belki de, bence Tevfik Fikret, bilmeyen için Aşiyan’dan uzak kalmış… Maalesef.
4 Yorumlar
DİDEM AVINCAN
Tarih: 11:15h, 08 OcakGüncel fotoğrafların, günümüzden notların, tespitlerin de eski bilgi-belge kayıtları kadar önemli olduğunu geçirdim içimden, yazıyı okurken, gelecek için çok kıymetli. Emekleriniz için tekrar teşekkürler.
Cengiz Bektaş da sanırım 90’ların başında müzeyi fotoğraflamış, kendisini ve hatta oğlunu da görebiliyoruz bazı karelerde:) Salt Arşiv’de erişime açık, içeriden ve dışarıdan bolca değerli fotoğraf… Böylece değindiğiniz gibi dönem dönem karşılaştırma yapabiliyoruz.
ELİF BAŞTUĞ
Tarih: 13:22h, 11 OcakNilay hanım sizin ve yoldaşlarınızın emeklerinize sağlıkPodcast dinletileri ve araştırmalarınızda harikasınız iyi ki varsınız
Nilay Örnek
Tarih: 18:28h, 13 Ocakçok teşekkürler n.
Tacettin Topuz
Tarih: 22:05h, 20 MartAta Yersu beyefendi ile tanışmışsınız. Yaklaşık 27 sene görev yaptı müzede. Şahane bir tarihçi ve enfes bir müzeci.Başta Hasan Ali Yücel ve Lütfü Kırdar olmak üzere herkesin emeklerine sağlık.