“Ataköy sahil şehri” slogan bu.
Ataköy’ün üzerine inşa edildiği bir kısım arazi eskiden bataklık, kurutuluyor. Üzerinde birkaç anıt ağaç var, arazinin gerisi büyük ölçüde çıplak. Emlak Bankası, Atatürk Orman Çiftliği’nden gelen ziraat mühendisleriyle bölgenin şehir planına göre ağaçlandırılmasını sağlıyor.
2016’da kişi başına 11.5 m2 yeşil alan düşüyormuş mesela bölgede. (Ergun Yenen’in Ataköy belgeselinden öğreniyorum bunları)
10 mahalle olarak tasarlanan Ataköy için sonralarda 11’inci madde yaratılıyor.
PLAJLA ‘GEL GEL’
Ama projenin hayata geçmesi için öncelikle plaj yapılması düşünülüyor. Mantık şu biraz: Bölge o dönem bir banliyö alanı, şehirle iç içe değil. Ataköy sahili çok doğal bir plaj; hiçbir dolgusu yok. Tekir balıklarının bolluğundan bahsediyor mesela burayı şimdi anlatanlar. Semti planlayanlar öncelikle bölgeyi daha çekici hale getirmek için plaj yapma işini üstleniyor ve 1958 yılında 2 katlı motel ve Ataköy Plajı işlevine başlıyor.
İÇİNDE MAYO, ŞEHİRDE DOLAŞMAK
“Sandalım vardı, motorum vardı, bisikletim vardı. Sandala biner geziler yapardık, balık tutardık” diye anlatıyor o günleri yine 2016 yılında, Özkan Erali. Kendisi o dönem Ataköy 1. Kısım Koruma ve Güzelleştirme Derneği Üyesi.
Bir yazlık site gibi içinde mayo, çocuklarını yanına alıp denize girip gelen insanlar anlatıyor o günleri… Sanırım orada oturanların özel bir kartı oluyor, plaja ücretsiz-biletsiz giriyorlar.
-
Fotoğraflar hep eski fotoğraflar paylaşan Facebook grupları, pinterest hesaplarından. Ama 1950’lerin sonu, Ataköy plajında mantar yapıların altında poz veren hanımefendi Büke Uras Arşivi’nden. Ben Pera müzesi tarafından yayınlanan “İstanbul’da deniz sefası” adlı kitaptan almışım. Sayfa 299
Henüz yorum yapılmamış.